20 Şubat 2009 Cuma
Rusya'dan küresel ısınma uyarısı
Araştırma raporunda, son yüz yıl içinde ülkede ortalama 2,33 derecelik bir ısınma olduğu, 20'nci yüzyılın ikinci yarısında uzak doğudaki Çukotka ve Sibirya bölgelerinde kış aylarında biriken kar tabakalarında azalma meydana geldiği belirtildi.Yetkililerden değişen iklim koşullarına göre önlem almaları istenen raporda, aksi takdirde küresel ısınma yüzünden artacak sel felaketlerinin özellikle Hazar kıyısındaki köyleri ve kasabaları sular altında bırakacağı uyarısında bulunuldu.
Batı Sibirya'daki toprak sıcaklığında geçen yüzyılın son çeyreğinde 1 derecelik artış olduğu kaydedilen raporda, son 20 yılda Kuzey Kutbu'ndaki buz tabakalarının da ''muntazaman'' azaldığı ifade edildi.Gözlem Kurumu Başkanı Aleksandır Bedritskiy yaptığı açıklamada, ''Doğal olarak Rusya'da bir çok iklimsel farklılıklar var. Biz de tam olarak ne olduğunu bilmek için iklim değişikliği ve küresel ısınmanın Rusya'nın değişik bölgelerini nasıl etkileyeceğini öğrenmeye çalışıyoruz'' diye konuştu.Bedritskiy, havanın ısınmasının kış aylarının daha da kısalması anlamına geldiğini ve bu sayede enerji ve para tasarrufu yapılabileceğini söyledi.
70 yıl sonra 3 derece daha sıcak
Dr. Beyazgül, iklim bilimcilerin bunun sonucu olarak yüksek enlemlerde yağışların artmasını, orta ve güney enlemlerde ise azalmasını beklediklerini ifade etti. Küresel ısınma sonucu iklimde bir bozulma olduğunu ve önlem alınmadığı takdirde bozulmaların artarak devam edeceğini belirten Dr. Beyazgül, şiddetli iklimsel değişmelerin yaşanacağının beklendiğini ifade etti. Son yıllarda yaşanan iklim değişiklerinin belirli bir alan veya dönemde kuraklığa sebep olduğuna dikkat çeken Beyazgül, kuraklık olgusunun iklim değişikliği ile birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
Türkiye'de farklı bölgelerin iklim değişikliğinden farklı etkileneceğinin altını çizen Beyazgül, ülkenin kuzey yarı kürede ve bir geçiş bölgesinde olduğunu hatırlattı. Bu nedenle Türkiye'nin küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerden biri olacağını dile getiren Dr. Beyazgül, Güneydoğu, İç Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinin daha çok etkileneceğinin tahmin edildiğini ifade etti.
Küresel ısınma ve kuraklığın su kaynaklarına doğrudan etki etmesi nedeniyle en fazla tarım sektörünü sıkıntıya sokacağınıın altını çizen Beyazgül, suyun dörtte üçünün tarımsal sulamada kullanıldığını ve bunun tarımsal üretimi sınırlayan en önemli faktör haline geldiğini belirtti. Türkiye'de son yıllarda en kurak mevsimlerin yaşandığını ve kuraklığın artacağına yönelik tahminlerin ilgili kuruluşlarca yapıldığına vurgu yapan Beyazgül, Türkiye'nin en kurak mevsimini 2007 yılında yaşadığını en çok etkilenen bölgelerin ise Ege, Marmara, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu olduğunu hatırlattı. Bunun sonucu olarak bazı önemli hububat merkezlerinde kayıpların yüzde 40-50 oranına ulaştığını ifade eden Beyazgül, buğday üretiminin ise 20 milyon tondan 17,2 milyon tona gerilediğini dile getirdi. Beyazgül, dünyada da benzer gelişmelerin yaşandığını, bunun doğal sonucu olarak fiyatlarda artışlar oldğunun altını çizdi.
Türkiye'nin sahip olduğu iklim, toprak, su ve biyoçeşitlilik potansiyeli dikkate alındığında bu etkileri en aza indirecek çözümleri de içerisinde barındırdığına vurgu yapan Beyazgül, alınacak önlemlerin başında bunların korunması geldiğini dile getirdi. Beyazgül, iklim değişikliği ve biyoenerji arzının yarattığı güçlüklerle mücadele etmek için iklimle uyumlu ve sürdürülebilir üretim tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bakanlık olarak yağmurlama, damla sulama teknikleri, daha az su ihtiyacı olan bitki türlerinin yetiştirilmesi gibi tedbirler aldıklarını ifade eden Beyazgül, su kaynaklarının korunması, kirletilmemesi ve tasarruf edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
15 Ocak 2009 Perşembe
Liseliler kuraklık için
Okulun konferans salonunda düzenlenen 'Küresel Isınma' konulu seminere Akşehir Garnizon Komutanı Albay Osman Arıduru, Okul Müdürü Muttalip Uysal, okulun öğretmenleri ve öğrenciler katıldı. Katılımcılara küresel ısınmanın sebepleri ve Dünya'ya etkileri hakkında bilgiler veren sinevizyon gösterisinin ardından öğrencilerin sahnelediği 'Su faturası' isimli skeç beğeni topladı.
Okulun halen Fransa, Polonya, İspanya ve İtalya'daki okullarla birlikte yürüttükleri AB projesi kapsamında yabancı öğretmenlerin Akşehir'e geleceğini belirten Okul Müdürü Muttalip Uysal, "Eğitim ve Öğretime verdiğimiz önemin yanı sıra bu tip toplumsal sorunlar konusunda öğrencilerimiz ve tüm çevremizi bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bizler bu dünya da yaşıyorsak ona sahip çıkmalıyız. Her birimiz gönüllü çevreci olursak dünyamızı kısa sürede küresel ısınma denilen tehditten kurtarabiliriz. Bunun için var gücümüzle çalışıyoruz." dedi.
Program boyunca küresel ısınmanın en önemli nedenlerinden biri olan fosil yakıtlarının çevreye verdiği zarar öğrencilere ayrıntılı olarak anlatıldı. Öğrencilerin hazırladığı gösteri katılımcılardan büyük beğeni topladı.
14 Ocak 2009 Çarşamba
Google, küresel ısınmayi tetikliyor mu?
Dünya üzerinde çalışır vaziyette duran bilgisayarların ne kadar enerji tükettiği konusunda bir araştırma yapan fizikçi Gross, “Google’ın aramalar için açık tuttuğu sunucuların çevreye etkisi yadsınamaz” diyor.
Enerji tüketimi ve sunucularının bulunduğu yerler konusunda gizlilik politikası güden Google, karbon salınımı konusunda tek bir açıklama bile yapmıyor. Firma, her ne kadar en yeşil bilgisayar firmalarından biri olduğunu iddia etse de, Google arama altyapısının çalışma şekli oldukça yüksek enerji tüketmesine neden oluyor.
Google’da yapılan bir arama, yalnızca tek bir sunucuya yönlendirilmiyor, yanıt süresini kısaltmak amacıyla sorgular sunucular arasında paylaştırılıyor ve en hızlı cevap verebilecek sunucu sorguya yanıt veriyor. Bu yöntem sorgu cevaplama süresini kısaltsa da, aynı anda bir çok sunucuyu uyardığından enerji tüketimini arttırıyor.
Gartner firmasının bir raporuna göre, küresel bilişim endüstrisi, atmosfere dünyanın tüm havayolları kadar zarar veriyor. Havayolları, toplam karbondioksit emisyonunun yüzde 2’si kadar sera gazına neden oluyor. Wissner-Gross’un hesabına göre basit bir internet sayfasını bile görüntülemek atmosfere saniyede 0.02 gram karbondioksit salıyor.
İDDİAYA GOOGLE’DAN CEVAP GECİKMEDİ
Google’ın başkan yardımcılarından Urs Hölze’nin resmi Google Blog’unda yayınladığı açıklamayla yalanlaması gecikmedi.
Hölzle, yaptığı açıklamada Google’ın her aramasının 0.2 gram karbondioksit salınımı yaptığını, bu gerçekleşirken 0,0003 kilowatt enerji veya diğer bir ifadeyle 1kilojoule enerji harcandığını ifade etti. Bir kıyas yapmak gerekirse, ortalama bir yetişkin günde 8000 kilojoule enerjiyi yiyecekten sağlıyor. Google’ın bir araması, yetişkin bir insanın on saniyede tükettiği enerjiyle eşdeğer.
Google.org vakfı kanalıyla 2008 yılında yeşil enerji çalışmalarında 45 milyon dolar yatırım yaptıklarını açıklayan Hölzle, yenilenebilir enerji konusunda yaptıkları çalışmaların da asla yadsınamayacak olduğunu ve dünyanın enerji verimliliği bakımından en etkin veri merkezlerinin (data center) de kendilerinde olduğunu ifade ediyor.
10 Ocak 2009 Cumartesi
Küresel ısınma ve açlık
Washington Üniversitesi’nden David Battisti de Naylor ile birlikte kaleme aldığı aynı makalede, sadece sıcaklık artışının bile dünya tarımına olumsuz etkisinin devasa boyutlarda olacağını bildirdi ve öngörülerinde su miktarının azalacak olmasını hesaba bile katmadıklarını kaydetti.
Araştırmacılara göre, tropikal bölgelerde artan sıcaklıklar yüzünden mısır ve pirinç gibi temel gıda maddeleri üretimi yüzde 20 ila 40 oranında azalacak. Toprakta nem oranının azalmasıyla ürün daha da azalabilecek.
Dünya nüfusunun yarısı -3 milyar- bugün tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşıyor. Bu sayı, yüzyılın sonuna kadar muhtemelen ikiye katlanacak.
Araştırmacılara göre, bu bölgelerdeki az gelişmiş ülkelerde nice insan günde 2 dolardan az parayla geçiniyor ve hayatta kalabilmek için tarımda çalışıyor. Uzmanlar, “daha sıcak bir dünyaya ayak uydurabilmek için” şimdiden gerekli yatırımların yapılması gerektiğini hatırlatıyor. Naylor, makalede şu çarpıcı ifadeyi kullandı:
“Tarih boyunca belli dönemlerde yiyecek sıkıntısı ortaya çıkınca insanlar başka yerlere gidip karnını doyurabildi. Ama gıda kaynaklarını gözden geçirmezsek, ilerde yiyecek bulunacak başka yerler olmayacak.”
30 Aralık 2008 Salı
Çevre ve ekoloji
Olumlu gelişmelerden bir diğeri yenilenebilir enerjinin yıldızının iyiden iyiye parlamasıydı. Avrupa’da ve Amerika’da rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarındaki patlama, hatta Türkiye’de bile yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının %1 civarına yükselmesi, artık yenilenebilir enerjinin ve enerji verimliliğinin geleceğin değil, bugünün hakim enerji politikası olduğunu kanıtladı. Şu anda gerileme dönemini yaşayan nükleer endüstri kendini kurtarmaya çalışıyor, ancak hiçbir şansı yok. Fosil yakıtların ise sadece küresel ısınmaya yol açmakla kalmadığı ve küresel barışı nasıl tehdit ettiğini görmeye devam ediyoruz.
2008, kapitalizmin yeni krizinin başladığı yıl oldu. Bu krizin öncekilerden en büyük farkı (her ne kadar ana akım iktisatçıların aklının ucundan dahi geçmese de) büyük ekolojik krizle iç içe sürmesi. Eskiden olduğu gibi daha fazla tüketim yoluyla bu krizi çözmeye kalkmak, sadece ekolojik krizi derinleştirmek, gıda ve su krizleriyle açlığı, kitlesel göçleri ve sosyal patlamaları tetikleyerek yeni ekonomik krizlere yol açmak anlamına gelecek. Şu anda sistemin yenilenebilir enerji yatırımlarıyla ve yeşil istihdam gibi yöntemlerle krizi çözmeyi öngörmesi bu durumun bir belirtisi. 2009, bu eğilimin güçleneceği bir yıl olacak.
Türkiye açısından hükümetin Kyoto Protokolü’nü onaylamaya ve Kopenhag’dan itibaren uluslararası iklim politikalarında taraf olmaya karar verdiğini açıklaması önemli bir gelişmeydi. Ancak ne yazık ki hükümet Kyoto’yu Poznan’dan önce Meclis’ten geçirmeyerek ve Poznan’daki iklim zirvesine Çevre Bakanı’nı göndermeyerek kaçabildiği yere kadar kaçma politikasını terketmediğini gösterdi. Yine de 2009’da Türkiye’nin daha fazla kaçma şansı yok. Bu da önümüzdeki yıl Türkiye için çok şeyin değişeceği anlamına geliyor.
Öte yandan 2008’de hükümetin önündeki yeni kömürlü termik santral projesi sayısının 50’yi aşması başka bir aymazlık işareti. Hükümet bu politikalarla yangına körükle giderek ve otuz yıl önceki kalkınma politikalarında ısrar ederek sadece Türkiye’yi değil, gezegeni uçuruma sürüklüyor. Neyse ki halkın örgütlü tepkisi nedeniyle termik santral kurmak artık kolay değil. 2008’in önemli başarılarından biri Gemlik’te halkın tepkisi nedeniyle termik santral projesinin, şimdilik bile olsa, durdurulmasıydı. Doğu Akdeniz, Çanakkale ve Karadeniz’de (özellikle Sinop’ta) de termik santrallara karşı hareket örgütleniyor.
Akkuyu nükleer santral ihalesinin sona yaklaşması 2008’in en olumsuz gelişemesiydi. Ancak ihaleye şartname alan 13 şirketten sadece birinin katılaması, hem ihaleye karşı kararlı bir mücadele sürdürüen nükleer karşıtları açısından bir başarıydı, hem de nükleer endüstrinin ekonomik krizlerle sarsılan dünyada çöküşte olduğunu bir kez daha kanıtladı. 2009 nükleer karşıtı hareket için her zamankinden daha zor bir yıl olacak. Ancak bu mücadelenin bir kez daha başarılı olacağına ve hükümetin geri adım atmak zorunda kalacağına inanıyorum.
Altın madenlerinin Kazdağları’nı bile yokolma tehdidi ile karşı karşıya bırakacak kadar yaygınlaşması, Ilısu barajında ısrar edilmesi, çimento fabrikaları (özellikle Pazarcık’taki iki çimento fabrikasının bitirilmesi ve 5 yeni projenin yolda olması), Doğu Karadeniz’de en ufak derenin bile HES’ler uğruna ve kurutulmak pahasına satışa çıkarılması, tarım alanlarının sanayi ve yerleşimler için yok edilmesi, küresel ısınma nedeniyle göllerin ve akarsuların kuruması, yaklaşan su ve gıda krizi ve yanlış kentleşme Türkiye’nin önemli ekolojik sorunları olmayı sürdürüyor.
2009’da Dünya Su Forumu’na karşı düzenlenecek alternatif zirvelerin de Türkiye’de ekoloji hareketleri açısından önemli bir açılım yaratacağını düşünüyorum.
Ayrıca 29 Mart yerel seçimleri, çevre ve ekoloji hareketlerinin siyasete doğrudan müdahale etmelerini gerektirecek. Yeşiller Partisi olarak biz de yerel seçimlere bağımsız yeşil adaylarla ve ortak platformlar yoluyla katılarak ve yeşil yerel yönetğmlere ilişkin politikalarımızı geliştirerek bu konuda öncülük yapmaya çalışacağız.
26 Aralık 2008 Cuma
Tasarruf ampülleri
Konuşmaların ardından çocukların evlerinden getirdiği ampuller tasarruflu ampullerle değiştirildi.
Ampullerle yüzde 80 enerji tasarrufu sağlanacağını belirten Vali Kızılcık, proje kapsamında Batman'da 18 bin ampul dağıtılacağını belirtti.
Ampul değişimden sonra Vali Kızılcık ve beraberindekiler Kültür ve Turizm Müdürlüğü salonunda açılan enerji tasarrufu konulu resim sergisini gezdi.
24 Aralık 2008 Çarşamba
Soğutucu plaj
Ancak otelin bu planı, çevrecilerin tepkisini çekiyor. Çevreciler, bu projenin sera gazı emilimini artıracağını belirtiyor. Ancak Palazzo Versace Başkanı Suheyl Abideyn, çevreye göz ardı edilebilir bir zararı olacağını belirttiği otelin, çevre açısından sürdürülebilir olacağını savunuyor.
Uzmanlara göre Dubai'de yaşayan her bir kişi, yılda ortalama 44 ton karbondioksitlik "karbon ayakizi"ne (insan faaliyetlerinin çevreye olan etkisi) sahip. Bu rakam,
Amerika'da bir kişinin ürettiği ortalama karbondioksit miktarından dört kat fazla. Birçok çevresi, insanları küresel ısınmayı artırdığını düşündükleri "karbon ayakizleri"ni sınırlandırmaya çağırıyor.
23 Aralık 2008 Salı
Güneş enerjisi şarj ediyor
Günümüzde bir çok el bilgisayarı ve akıllı telefonun USB bağlantı noktalarından şarj edildiğini belirten Energizer yetkilileri, bu sebepten ötürü yeni şarj cihazına ayrıca bir USB güç bağlantı noktası yerleştirmiş. Bu nokta sayesinde dileyen kullanıcılar telefon, PDA, GPS ve iPod gibi ürünlerini güneş enerjisiyle şarj edebilecekler. Ürün güneş ışığı bulunmadığı ortamlarda şehir elektriğini de kullanabilecek şekilde tasarlanmış.
21 Aralık 2008 Pazar
2 trilyon buzul eridi
NASA'da görevli jeofizik uzmanı Scott Luthcke, uydunun buz ölçüm verilerine göre son beş yıl içindeki kara buzulları kaybının yarısından fazlasının Grönland'da meydana geldiğini kaydetti.
Luthcke, Grönland'daki buzulların 2008 yazındaki verilerinin henüz tamamlanmadığını ancak bu yılki buz kaybının, hala çok önemli olmakla birlikte 2007'deki kadar ağır çıkmayacağını söyledi.
Alaska'daki durumun daha iyi olduğunu ifade eden Lutchke, 2005'deki büyük azalmanın ardından kara buzullarının 2008'de, kışın yoğun kar yağışı nedeniyle biraz arttığını belirtti. Luthcke, Alaska'nın NASA uydusunun ölçümlere başladığı 2003'ten bu yana 400 milyar ton kara buzulunu kaybettiğini ifade etti.
Küresel ısınma fırtınaları tetikliyor
NASA’NIN Jet Motorları Geliştirme Merkezi tarafından yapılan araştırmada, tropik bölgelerde oluşan bulutlar 5 yıl boyunca incelendi. Bu bulutlar ile okyanuslardaki tropik bölgelerdeki ortalama sıcaklığın mevsimsel değişimi arasında çok net bir bağlantı olduğu belirlendi.
OKYANUS yüzeyi sıcaklığındaki her 1 derecelik artışta, yüksek bulut sayısının yüzde 45 arttığı tespit edildi. Araştırmacılar, sıcaklığın her 10 yılda 0.13 derece arttığı göz önüne alındığında, tropikal fırtınaların 10 yılda yüzde 6 artmasının beklendiğini vurguladılar.
16 Aralık 2008 Salı
Uydu verileri korkuttu
Luthcke, Grönland'daki buzulların 2008 yazındaki verilerinin henüz tamamlanmadığını ancak bu yılki buz kaybının, hala çok önemli olmakla birlikte 2007'deki kadar ağır çıkmayacağını söyledi.
Alaska'daki durumun daha iyi olduğunu ifade eden Lutchke, 2005'deki büyük azalmanın ardından kara buzullarının 2008'de, kışın yoğun kar yağışı nedeniyle biraz arttığını belirtti. Luthcke, Alaska'nın NASA uydusunun ölçümlere başladığı 2003'ten bu yana 400 milyar ton kara buzulunu kaybettiğini ifade etti.
Bilim adamları iklim değişikliğine ilişkin değerlendirmelerinde genel bir eğilime karar vermek için genellikle birkaç yıla bakıyor.
NASA'dan bilim adamlarının son bulguları perşembe günü San Francisco'da düzenlenecek Amerikan Jeofizik Birliği konferansında sunmayı planladığı bildirildi.
15 Aralık 2008 Pazartesi
Tarım sektörü
Denizlerin su seviyesindeki artışın ekili dikili topraklarda tuzluluk oranını tırmandırdığı bilinen bir gerçek. Bilimadamları, bu gelişmeye uyum sağlamak için tuzlu ortamlarda, örneğin deniz kıyılarında yetişmeye alışmış bitkileri tarım mahsülü olarak kullanılmasına ağırlık verilmesini istiyor.
Bilimadamları bu yönde atılacak en iyi adımın yabani bitkileri, daha verimli hale getirmek için, melezleştirerek geliştirmek olacağını söylüyor.
Deniz rezenesi gibi dünyanın birçok yerinde kıyı şeritlerinde yetişen ve yüzyıllardır insanların sofrasına konuk olan bitkiler ileride buğday gibi belli başlı ürünlerden biri haline gelebilir.
Gene deniz kıyısında yetişen bir çeşit kıvırcık lahana türü de Science dergisindeki araştırmaya göre önemli bir potansiyele sahip.
Profesör Rozema, bu lahana türünün Hollanda’da ticari ekiminin yapılmaya başlandığını söylüyor.
Ispanak ve şalgam gibi yaygın biçimde yenen bitkilerin tuzlu toprağa dayanıklı olduğuna dikkat çeken araştırmacılar, deniz rezenesinin de aynı bitki ailesinden geldiğini söylüyor.
Bilimadamları yaklaşık 30 yıldır pirinç ve buğday gibi ürünleri tuzlu suda yetiştirmek amacıyla genetik deneyler yapıyor.
Ancak bugüne değin bu girişimlerden olumlu bir sonuç alınabilmiş değil.